Türkiye Tarihinin En Büyük Felaketi; 17 Ağustos Depremi

Bundan tam 17 yıl önce, 17 Ağustos 1999 günü sabah 03.02’de merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde büyük bir felaket yaşandı. Felaket, “Marmara Depremi” olarak kayıtlara geçti. Ankara’dan İzmir’e kadar geniş bir alanda hissedilen deprem sonrası binlerce kişi canını yitirirken, bir o kadar insan için de hayat artık eskisi gibi olmayacaktı.

1999 Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi ya da 17 Ağustos 1999 Depremi olarak anılan felaketin etki alanı çok genişti. Başta Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul ile civar il ve ilçelerde büyük bir yıkım yaşandı. Elektrikler kesildi, imkânlar kısıtlandı, dış dünya ile irtibat kesildi. Oysa ilk 24 saat depremde çok önemliydi. İlk arama-kurtarma çalışmaları halk tarafından gerçekleştirildi. İnsanlar bu kötü haberi önce radyodan duydu. Ertesi gün televizyon ekiplerinin olay yerine varması sonrasında Türkiye gördüklerine inanamadı.

Haberi alınca deprem bölgesine akın eden insanların oluşturduğu yoğun araç trafiği nedeniyle TEM ve E5 kilitlendi. Trafik, yaralıların deprem bölgesinden ambulanslar aracılığıyla çevre il ve ilçelerdeki hastanelere intikalini güçleştirirken yardım araçlarının da deprem bölgesine ulaşmasını geciktirdi. Bu durum acil afet politikalarının hayati önemini bir kez daha gözler önüne serdi.

“Deprem öldürmez, binalar öldürür”
Depremi radyodan haber alan köpekli ve doktorlu sivil bir arama-kurtarma ekibi 1 saat 25 dakika sonra İstanbul-Avcılar’da hazır haldeydi. Pek çoğumuzun adını ilk kez o gün duyduğu AKUT, 17 Ağustos Depremi’ndeki arama-kurtarma çalışmaları boyunca 200 kişiyi enkaz altından çıkardı.

Örgütlü, örgütsüz binlerce kişi deprem bölgelerine yardıma koştu. Zonguldak maden işçileri küreklerini kapıp geldi. 51 ülkeden 1.700 gönüllü, arama-kurtarma çalışmalarına katıldı. Günlerce, haftalarca sürecek büyük bir seferberlik yaşandı. 285.211 konut, 42.902 işyerinin hasar gördüğü 17 Ağustos depremi ile birlikte jeofizikçi akademisyen Ahmet Mete Işıkara “Deprem öldürmez, binalar öldürür” derken önemli bir soruna işaret ediyordu. Plansız kentleşme, riskli yapılaşma, yaptırımsız denetim ve eğitimsiz kitleler… Ve toplumdaki deprem bilincine ilişkin verilerin yüzde 28 olduğunu bunun daha da yükselmesi gerektiğinin altını çizdi.

Barka ve Stein 1997’de uyardı
Topraklarının yüzde 93’ü, nüfusunun yüzde 98’i, sanayi kuruluşlarının yüzde 98’i deprem bölgeleri içinde yer alan Türkiye’de barajların da yüzde 95’i deprem hattı üzerinde kurulu. Marmara Depremi’ni 1997’de -felaketten iki yıl önce- öngören Jeolog Ross Stein ve Prof. Dr. Aykut Barka’nın özellikle İstanbul için yaptığı deprem uyarısı bu konunun ciddiyetini daha net gözler önüne seriyor: “Önümüzdeki 30 yıl içerisinde bölgede deprem olma olasılığı yüzde 62 (+15/-15). 1997’de Marmara için olasılık yüzde 12 idi. Bu oran bilimsel açıdan bir hayli yüksek. Depremi engellemenin mümkünatı yok. Ancak her türlü tedbiri almak ve oluşacak zararı önlemek her zaman mümkün.”