Su Altı ve Su Üstü Arama-Kurtarma

İtfaiyecilik çok zor, fiziksel ve mental güç gerektiren bir meslek. Bir de bu mesleği suyun altında, görüş mesafesinin sıfıra yakın olduğu yerlerde icra eden, hayatlarını ateşe karşı değil de suya karşı riske atanlar var; su altı ve su üstü arama-kurtarma ekipleri.

Yaklaşık 9 bin kilometrelik bir sahil şeridine sahip olan ülkemiz, 150’den fazla doğal göle, 20’den fazla büyük akarsuya, 700’den fazla baraj gölüne ve binlerce dereye sahip. Üç yanı tümüyle, içi yer yer sularla dolu bu cennet ülkede yaşamanın güzellikleri saymakla bitmez. Ancak bu durumun yaratmış olduğu çeşitli tehlikeler de göz ardı edilemez… Başta yaz ayları olmak üzere, dört mevsim boyunca, yurdumuzun dört bir yanından, sulak alanlarda yaşanan kaza haberleri alıyor, bu kazalarda her yıl onlarca kişinin su altında hayatını kaybettiğine tanık oluyoruz.

İşte “onlar” tam da bu noktada sulak alanların kahramanları olarak hayatımıza giriyor; tüm iç sularda meydana gelen kaza ve olaylarda, hayati tehlikeye maruz kalan veya kayıp olan şahısları arıyor, bin bir zorlukla mücadele ederek onları su altından kurtarıyorlar. Mesai saatleri yok, bazen gecenin 3’ünde, bazen uykularının en tatlı yerinde, telefonlarına düşen bir ihbarla göreve gidebiliyorlar. Çoğu zaman tehlike altında kendi canlarını unutup, dışarıda bir umutla bekleyen aileleri için su altında kiminin çocuğunu, kiminin eşini, kiminin ise kardeşini arıyorlar. Üstelik çoğunlukla en ufak bir görüşün mümkün olmadığı sularda çalışıyorlar. İşlerini sisli havada saatler boyu araç kullanmaya benzeten bu kahramanlar, “Bu meslek para-pul için yapılmaz, gönüllü olmak, hayatını adamak lazım” ortak görüşünde birleşiyor.

 

Ateşle Değil Suyla Savaşanlar

Ankara İtfaiyesi Su Altı ve Su Üstü Arama-Kurtarma Ekibi

Türkiye Su Altı Su Üstü Arama Kurtarma Federasyonu Başkanı Murat Nezir Ensari ve Başkan Yardımcısı Mesut Bozkurt, hem kendi deneyimlerini hem de mesleğin zor yanlarını bize anlattı. Sektörün deneyimli ismi, aynı zamanda bu alanda eğitmen olan Ensari ve Ankara İtfaiyesi Su Altı ve Su Üstü Arama-Kurtarma Ekibinin duayen ismi Bozkurt eğitim ve gönüllülük kavramlarının üzerinde durdu.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Mesut Bozkurt: 1993 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı’nda itfaiye eri olarak göreve başladım. Ancak 1997 yılından bu yana itfaiyemiz bünyesinde kurduğumuz su altı arama-kurtarma ekibinde görev yapıyorum.

Murat Nezir Ensari: Mesleğe profesyonel anlamda 1990 yılında başladım. Mesleğin inceliklerini öğrenmek ve bizden sonrakilere daha etkin bir biçimde aktarmak için İstanbul Üniversitesi Su Altı Teknolojisi Bölümü’nde eğitim aldım. O zamandan beri aktif olarak arama-kurtarma çalışmalarına katılıyor, eğitimler veriyorum. Bu birikimlerimin sonucunda, yaklaşık 10 kişilik bir ekip ile birlikte İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kurduğumuz Türkiye Su Altı Su Üstü Arama ve Kurtarma Federasyonu’nda başkanlık görevini yürütüyorum.

Bu mesleğe nasıl başladınız?

M.B.: 1993 yılında, o dönemki belediye başkanımızın yakın koruması Konya’nın Kulu ilçesindeki Düden Gölü’ne ava gitmiş, o sırada donmuş olan gölette, buzun kırılmasıyla 1,5 metre derinlikte suya düşmüştü. Buzun kırıldığı, düşülen yer belliydi. Ancak o zaman belediyenin tüm imkânlarını seferber etmemize rağmen arkadaşımızı oradan çıkaracak dalgıç bulamadık. Dördüncü gün Mersin’den gelen özel bir dalgıç çıkarabildi. O dönem yaşadığımız bu acı olayla birlikte dünya itfaiye dairelerinde su altı arama kurtarma birimleri olduğunu öğrendik ve Türkiye’de bir ilk olarak Ankara İtfaiyesi bünyesinde ekip kurmaya karar verdik. Bu ekipte çalışabilecek itfaiye erleri olarak çeşitli eğitimlerden geçtikten sonra en başarılı altı kişiden biri olarak göreve başladım. 1997 yılından bu yana da bu görevi gururla sürdürüyorum.

Su Altı arama kurtarma ekibinin görevi nedir?

M.B.: Deniz, göl, nehir, baraj gölü, gölet ve akarsularda meydana gelen kaza ve olaylarda hayati tehlikeye maruz kalan şahısları aramak ve kurtarmak; sel felaketleri ve su baskınları gibi doğal afetlerde su altı ve su üstü arama ve kurtarma faaliyetlerini gerçekleştirmek; gerekli durumlarda, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve ilgili diğer kamu kurumları ile ortak çalışmalar yapmak. Bunlar en temel ve bilinen görevlerimiz.

Peki genellikle pek bilinmeyen görevleriniz de var mı?

M.B.: Evet var. Yalnızca olmuş olaylara müdahale etmiyor; zaman zaman önleyici görevlerde de bulunuyoruz. Örneğin bir yelken yarışında yarışmacılar suya düşebilir ve bu tehlike doğurabilir. Bu tür durumlarda güvenliği biz sağlıyoruz. Bir de asıllı-asılsız fark etmez, aldığımız tüm ihbarları değerlendirmek zorundayız. Örneğin Ankara su altı ekibi olarak bir Hasanımız vardı. Geceleri aklına esince Ankara’da baraj üzerinden geçen köprünün üzerine çıkıp “Atlayacağım ben” diyordu. Atlarsa kurtaralım diye oraya gidip gerekli tedbirleri alıyor, 3-4 saat konuşup ikna ediyorduk. Hasan’la 14-15 kere bunu yaşadık. Artık bir süre sonra “Bu akşam çıkacağım, hazırlık yapın” diye kendi aramaya başlamıştı. İhbar ihbardır, hiçbir şeyi riske atamayız. Bunun dışında, su altında yalnızca canlı değil zaman zaman başka şeyler aradığımız da oluyor. Örneğin bir araba denize uçuyor; o arabayı oradan çıkarmak da bizim görevimiz.

Bu mesleği seçecek olan kişilerde aradığınız özellikler neler?

M.B.: Arama-kurtarma dalgıçları öncelikle en iyi itfaiye erlerinden seçilir.

  • Karanlık alan fobisi olmamalı. Çünkü çoğunlukla görüş olmayan sularda çalışıyoruz.
  • Zaman sınırlaması olmamalı. Çünkü her saatte arama-kurtarma yapıyoruz.
  • Çok iyi bir teorik eğitim almalı ve bu eğitimi pratikle pekiştirmeli. Çünkü çalıştığımız sular genelde görüşün mümkün olmadığı sular ve burada her tür tehlike ile karşılaşabiliyoruz.
  • Çok iyi bir yüzücü ve çok iyi bir dalgıç olmalı.
  • Ani karar verme ve bu kararı uygulama yetisine sahip ve kriz yönetiminde iyi olmalı. Çünkü 1 saniye bile bir insanı hayata döndürülebilir, zamanla yarışıyoruz.

Bu özelliklere sahip olan arkadaşlarımızı seçip arama-kurtarma dalgıcı eğitimine başlıyoruz. Bu eğitimi başarıyla tamamlayan arkadaşlarımız arama-kurtarma dalgıcı olarak göreve başlayabiliyor.

Arama-kurtarma dalgıçlık eğitimlerinin içeriğinde neler bulunuyor?

M.B.: Eğitimler hem teorik hem de uygulamalı oluyor ve yaklaşık iki yıl sürüyor. Arama-kurtarma dalgıcı yetkinliğine ulaşıncaya kadar her detay deneyimleniyor. Eğitime katılanlar çok iyi birer dalgıç olsa da, önce dalış teknikleriyle ilgili çalışıyoruz. Örneğin basıncın vücut üzerindeki etkileri, dalış hastalıkları, malzeme kullanımları, problem yönetimi, dalış liderliği gibi. Ardından, arama-kurtarma tekniklerini anlatıyoruz. Örneğin ileri arama teknikleri, bulanık suda arama-kurtarma, nehirde arama-kurtarma, aramanın yapılacağı alanın tanımlanması, malzeme hazırlığı, arama planının uygulanması, cismin yerinin belirlenmesi ve incelenmesi, kazazede taşıma prosedürü ve kaza raporu vb. Bu teorik eğitimler sonrasında, pratiğe geçiyoruz. Su altında pusula kullanımı, küçük tekne-kompresör kullanımı, suyun altında arama-kurtarma, gece dalışı, derin dalış, baygın dalıcı kurtarma ve suda suni solunum gibi çok detaylı bir eğitim oluyor.

M.N.E.: Eğitim alan arkadaşlarımıza, çalışılırken karşılaşılabilecekleri zorlukları deneyimlemeleri için bazı taktikler uyguluyoruz. Sisli havada farınızı uzun da yaksanız, kısa da yaksanız görmezsiniz ya, bizim için çoğu su böyle. Çoğu suda görmediğimiz için su altı becerilerini geliştirmek için maskelerini tamamen kapatıyoruz.

Su altı arama-kurtarma nasıl çalışır? Bize bir gününüzü anlatır mısınız?

M.B.: Bizim mesaimiz 8’de başlayıp 5’te bitmiyor. Biz günün 24 saati çalışabiliyoruz. Günün herhangi bir saatinde 110 veya 112’ye gelen ihbarlar ekip amirlerimize, oradan da tüm ekibe iletiliyor. Telefonlarımız tüm resmi tatiller de dâhil olmak üzere 24 saat açık. Saat kaç olursa olsun, bir ihbar geldiğinde, bütün ekip hemen haberleşiyoruz. Ekipmanlarımızla birlikte olay yerine en kısa sürede ulaşıyoruz. Orada gerekli bilgileri topluyor, ön araştırmayı gerçekleştiriyor, iş bölümü yapıyor ve çalışmalarımıza başlıyoruz.

M.N.E.: Bazen günlerce olay yerinde, uzun saatler boyunca da su altında kalabiliyoruz. Bir günde 6-7 saat suda kaldığımız, derilerimizin kabarıp döküldüğü oldu. Çalışırken kendinizi unutuyor, dışarıdaki insanların acısına odaklanıyorsunuz. Dışarıda, kimi zaman sizden gelecek bir haberi, su altında evladının bulunmasını bekleyen bir anne oluyor, kimi zaman eşler, çocuklar. Onların acısını hafifletmek için çalışırken kendinizi düşünmüyorsunuz.

İnsanların en zor anlarında onlara destek olduğunuz, maneviyatı çok yüksek bir mesleğiniz var.

Unutamadığınız anılarınız da çok sayıdadır mutlaka…

M.B.: Bir gün Konya Beyşehir Gölü’nde bir boğulma vakası ihbarı geldi. Bir balıkçı sabah balığa çıktıktan sonra bir daha haber alınamıyor. Biz olay yerine ulaştık, balıkçı arkadaşlarını bulup genellikle nereye ağ attığını tespit ettik ve çalışmalarımıza başladık. İki gün süren aramalarımız sonunda önce ağları bulduk; büyük bir olasılıkla tekneden düşmüştü. 2-3 gün süren çalışmalar sonucunda kazazedenin cesedine ulaştık. Olayın akabinde resmi işlemlerimizi gerçekleştirirken belediye başkanı gelip kazazedenin annesinin beni görmek istediğini söyledi. Çok ısrar etmiş. Kalabalıkta anneye doğru giderken, bizi gören anne koşarak gelip diz çöktü, ayaklarıma kapandı. “Anneciğim ne yapıyorsun?” dedim. “Ben evladımı kim bulursa elini ayağını öpeceğim dedim. Müsaade et elini ayağını öpeyim” dedi. “Bu benim görevim, yapma anneciğim” desem de dinletemedim. Şüphesiz her olay bizi çok etkiliyor ama bu sahne aklımdan gitmiyor.

Bu iş maddiyatla değil maneviyatla yapılacak bir iş, gönüllülük esas… Yaşadığımız manevi haz, tarif edilemeyecek bir mutluluk veriyor. Hem görevini layıkıyla ifa etmenin mutluluğu hem de zor durumda olan, hayatında belki bir daha asla görmeyeceğin insanların acısına ortak olarak, o acıyı bir nebze olsun dindirmenin maneviyatı… Cesedi çıkarıp getirdiğimizde alkışlanıyoruz; o alkışın hiçbir dilde karşılığı yok.

Peki mesleki deformasyonlarınız oluyor mu?

M.B.: Olmaz mı! O kadar hayatımızın içinde ki bu iş, tatile gittiğimizde bile tatil yapamıyoruz. Örneğin çocuklarımla tatile gidemiyorum. Deniz kenarına gittiğimizde sürekli etrafı izliyorum. Kim nasıl yüzüyor, tehlikeli bir durum var mı gibi sürekli kontroldeyim, elimde değil…

M.N.E.: Evim deniz kenarında. Gün içerisinde yaklaşık 1000 kişi denize giriyor. Ben bugüne kadar denize yalnızca bir kere gittim. Çeken akıntı diye bir şey var. Denize girenlerin yarısı suyun içerisinde, kırılan dalgaların üzerinde, yarısı yüzme bilmiyor açılmış, yarısı kontrolsüz şekilde arkadaşları ile şakalaşıyor, suya atlıyor. Paranoya yaşıyorum her gün.

Türkiye’de her yıl kaç boğulma vakası yaşanıyor?

M.B.: Ülkemizde her yıl ortalama 1000’in üzerinde kişi boğularak hayatını kaybediyor.

Önüne geçmek için ne yapılması gerekiyor?

M.B.: Öncelikle gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması şart. Örneğin ilköğretim okullarında yüzme ve ilkyardım eğitimi zorunlu olmalı. Çünkü ülkemizin üç yanı deniz ve her yerde su birikintileri var ancak 80 milyonun 75 milyonu yüzme bilmiyor.

M.N.E.: Gelen ihbarlarda olay yerine ulaşmadaki hız da çok önemli. Çünkü 1 saniye ile bile insan hayatını kurtarabilirsiniz. Bu nedenle her şehirde bir arama-kurtarma ekibi olmalı.

Denize kıyısı olmayan şehirlerde arama-kurtarmanın gerekli olmadığı gibi bir algı var. Sizce de öyle mi?

M.B.: Yanlış bir algı bu. Çünkü Türkiye’deki boğulma vakalarına baktığımız zaman çoğunun tatlı sularda olduğunu görüyoruz. Örneğin Eskişehir’e baktığınızda şehirde deniz yok ancak Porsuk Çayı’nda her yıl 3-4 kaza yaşanıyor ve insanlar bu kazalarda hayatlarını kaybediyor. Su altı ve su üstü arama-kurtarma ekipleri yalnızca denize kıyısı olan şehirlerde değil, su bulunan her ilde olmalı. Bu, ölümlü kazaları ciddi oranda azaltacaktır.

Türkiye’de kaç ilin itfaiyesinin su altı arama-kurtarma birimi bulunuyor? Şu an hangi illerde var?

M.B.: Ankara, Konya, Eskişehir, Malatya, Antep, Denizli, Balıkesir, Samsun, Giresun, Ordu, İstanbul, İzmir, İzmit, Kahramanmaraş, Ereğli, Devrek, Çaycuma, Kırklareli, Antalya, Mersin, Adana olmak üzere 25’e yakın il ya da ilçenin itfaiyelerde arama-kurtarma ekibi bulunuyor.

Bu alanda daha önce çalışma yapmamış ancak ekip kurmak isteyen belediyeler işe nereden başlamalı?

M.B.: Türkiye itfaiyelerinde su altı birimlerinin merkezi Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı’dır. İlk adım olarak belediye başkanlarının ekip kurma taleplerini bize resmen iletmesi gerekiyor. Bunun üzerine biz onlara temin etmeleri gereken malzeme listesini veriyor, sonrasında onları eğitime çağırıyoruz. Önce 10 günlük teorik havuz eğitimi için Ankara’ya geliyorlar. Bu eğitimin ardından kendi illerinde iki aylık birer eğitim programı alıyorlar. Daha sonra ise 10 günlük deniz eğitimi veriyoruz. Böylece I. kademe tamamlanıyor. Sonra hazırlanan yeni programla tekrar Ankara’da havuz ortamında becerilerini pekiştiriyorlar ve yine 10 günlük bir deniz pratiği ile II. kademeyi tamamlıyorlar. Bundan sonra ise kendi bölgelerindeki sularda arama-kurtarma eğitimleri veriyor; o bölgelerde dalışlar yaptırıyor, bölge sularını yakından tanımalarını sağlıyoruz. Böylelikle, eğitimi tamamlıyoruz.

Ekipler göreve başlayabiliyor ancak devam eğitimleri oluyor. Yılda iki kere bir araya geliyor, güncellenmiş yeni ekipman ve malzemeleri tanıtıyoruz.

Ekip oluşturulurken neye dikkat edilmeli?

M.B.: Bir ekibin hızlı hareket etmesi için sayısal çokluk şart değil. Body sistemi ile çalışılabilir ve böylece standart olarak en az dört kişiden oluşabilir. Büyükşehirlerde bu sayı 30 kişiye kadar çıkabilir. Örneğin İstanbul İtfaiyesi’nin su altı ekibi, Anadolu Yakası’nda 15 ve Avrupa Yakası’nda 15 olmak üzere toplam 30 kişiden oluşuyor.

Ekip üyeleri bu işe kesinlikle gönül vermeli. Bireysel değil ekip başarısı için ekip ruhu ile çalışmalı.

Avrupa’da su altı ekipleri nasıl? Türkiye ile karşılaştırma yapabilir misiniz?

M.B.: Malzeme ve ekipman olarak Avrupa ile aynı seviyede olduğumuzu söyleyebiliriz. Eğitimimiz de onlarla paralel. Şu anda faaliyet gösteren arama-kurtarma dalgıçlarına Avrupa ile aynı kalitede eğitim veriyoruz. Ancak onlardan tek farkımız emeklilik yaşımız. Arama-kurtarma dalgıçlığından 42 yaşında emekli olan Fransız bir itfaiye eri ziyaretimize gelmişti. Riskli bir meslek olduğu için Avrupa’da emeklilik daha erken oluyor.

Çocuğunuzun da sizinle aynı mesleği yapmasını ister miydiniz?

M.B.: Kızımın itfaiyeci olmasını isterim ama su altı arama-kurtarma kadınlar için çok daha zor bir meslek. Yeri geliyor dağ başına gidiyor, orada günlerce ceset arıyorsunuz. O nedenle kızımın seçimi, kızıma bırakıyorum. Ankara İtfaiyesi olarak, şu an Türkiye’nin ilk kadın arama-kurtarma dalgıcını yetiştiriyoruz.

 

“Ankara su altı ekibi olarak bir Hasanımız vardı. Geceleri aklına esince Ankara’da baraj üzerinden geçen köprünün üzerine çıkıp “Atlayacağım ben” diyordu. Atlarsa kurtaralım diye oraya gidip gerekli tedbirleri alıyor, 3-4 saat konuşup ikna ediyorduk. Hasan’la 14-15 kere bunu yaşadık. Artık bir süre sonra “Bu akşam çıkacağım, hazırlık yapın” diye kendi aramaya başlamıştı.”

Mesut Bozkurt 

 

“Çalışırken kendinizi unutuyor, dışarıdaki insanların acısına odaklanıyorsunuz. Dışarıda, kimi zaman sizden gelecek bir haberi, su altında evladının bulunmasını bekleyen bir anne oluyor, kimi zaman eşler, çocuklar. Onların acısını hafifletmek için çalışırken kendinizi düşünmüyorsunuz.”

Murat Nezir Ensari 

Türkiye Su Altı Su Üstü Arama Kurtarma Federasyonu 

Murat Nezir Ensari ve dokuz arama-kurtarma dalgıcı tarafından, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak su altı ve su üstünde arama-kurtarma uzmanlarını yetiştirmek amacıyla kuruldu. 81 ilde örgütlenmesini tamamlayan Federasyon, maddi kaygı gütmeden, arama-kurtarma dalgıcı olmak isteyen, bu işe gönlünü vermiş, kariyerine bu doğrultuda devam etmek isteyen dalgıçlara eğitim veriyor.

Türkiye’nin İlk Kadın Arama-Kurtarma Dalgıcı Adayı

Sultan Aktaş

2011’den bu yana itfaiyeci olarak görev yapan Sultan Aktaş son bir yıldır su altı arama-kurtarma ekibinde eğitim alıyor. Aktaş bu alanda çalışmaya aday ilk kadın.

Türkiye’nin ilk kadın arama-kurtarma dalgıcı adayı olarak ne söylemek istersiniz?

Ben bu yolda henüz emekleme aşamasındayım. Bu yola büyük bir istek ve hevesle çıktım. Zorluklarla karşılaşsam da mesleğe duyduğum heyecanım devam etmem için önemli bir unsur oldu.

Size göre arama-kurtarmanın en zor yanları neler?

Bana göre arama-kurtarma dalgıçlığının en zor yanı her durumu aynı anda içinde barındırması. O yüzden hızlı karar verip akabinde uygulamanız büyük önem arz ediyor. En kötü karar kararsızlıktan iyidir derler ya, bu söz bizim meslek için de geçerli. Hata yapma şansınız yok, zira bedelini canınızla ödersiniz. İçinde bulunduğumuz çağda, doğaya ve doğa kaynaklı afet durumlarına teknolojinin zaman zaman yetemediği gerçeğinden yola çıkarsak, arama-kurtarma dalgıçlığı tüm bu karşı konulması güç durumların yanında, olay anındaki psikolojik etmenleri de üzerinize alarak çalışmak demektir.

Bu mesleği seçme nedeniniz nedir?

Bu mesleğe adım atmadan önce sportif amaçlı dalış yapıyordum. Su altı dünyasına olan merakım ve sevgim bu mesleği seçmemde önemli ölçüde etkili oldu.

Bayanlara tavsiye eder misiniz?

Yüreği doğayla barışık ve insana önem veren herkesin gururla yapabileceğini düşündüğüm bu mesleği, itfaiye bünyesinde bulunan tüm çalışma arkadaşlarıma tavsiye ederim. Özellikle dünyadaki birçok mesleğe insan gücünün yetişmesinde yadsınamaz katkıları olan kadınların yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığına inanıyorum.