Son Zamanların Fenomeni Zamanda Yolculuk Adına Kısa Bir Araştırma

Yazan: Samet Nazmi Şahin / Elektronik Ar-Ge Mühendisi

En mutlu olduğunuz anı yeniden yaşamak ister miydiniz? Ya da binlerce yıl sonrasını görmek? Yani zamanda yolculuk etmek… İnsanların yüzyıllardır hayalini süsleyen, pek çok bilimkurgu filmine konu olmuş bu fenomeni biraz yakından inceleyelim.

Bilim insanları uzun zamandır bu olgu üzerine çalışmalar yapmış, her ne kadar pek çok fikir öne sürülmüşse de henüz tam olarak somut bir sonuca ulaşılamamıştır. Neden ulaşılamadığını pek çok konuda bizleri hayal gücünü formüllere dökerek aydınlatmış, modern fiziğin babası Albert Einstein’ın Görelilik Kuramı’ndan (İzafiyet Teorisi) örnek vererek açıklayalım.

Zaman yolculuğu hakkında bilgi sahibi olabilmek için bu kuram hakkında biraz fikir sahibi olmak gerekiyor. Öncelikle Görelilik Kuramı nedir? Bize ne anlatır? Şimdi isterseniz biraz bundan bahsedelim. Görelilik Kuramı’na göre evren, enerji ve kütle olarak birbirinden ayrılmayan ve birbirine dönüşebilen iki temel unsurdan oluşur. Bizim evrenimizi oluşturan, bizi somut olarak var kılan olgular bunlardır. Peki bu iki olgu birbirine nasıl dönüşür? Açıklayalım… Görelilik Kuramı’na göre evrenin sınır hızı ışık hızıdır. Bu kurama göre kütlesi olan hiçbir madde bu hıza ulaşamaz. Işık hızında enerji ve kütle birbirinden ayrılamayacak iki unsur olacağı için bizim verdiğimiz enerji maddenin momentumunu artırsa bile hızını artıramayacaktır. Yani verdiğimiz enerji kütleye dönüşecektir.

Yolculuk mu zamanın yavaşlaması mı?

Bu kurama göre ışık hızını geçmek mümkün olmadığı için bilimkurgu filmlerinde görüp hayalini kurduğumuz gerçek anlamda zaman yolculuğu mümkün değildir. Ancak yine bu kurama göre yüksek hızda devinen cisimler ve yüksek kütleli cisimler uzay-zaman dokusunu bozmakta, dolayısıyla zamanı bükebilmektedir. Bu sayede biz de uzayda yürürken zamanda da yürüyebiliriz, bu da kısmen zaman yolculuğu sayılabilir. Ayrıca ışık hızına yakın hızlarda ilerleyen sistemlerde zaman yavaşlatılabilir.

Bunların nasıl mümkün olabileceğinden bahsedelim. Yine Görelilik Kuramı’na göre çok yüksek kütleli cisimler uzayı büküp, hatta ışığı büküp, zamanı yavaşlatabilirler. Örneğin karadelikler çok yüksek kütleli cisimlerdir. Karadeliğe yeterince yaklaşabilirsek bizim bulunduğumuz yerde zaman çok yavaş akacaktır. Öyle ki orada bulunan gözlemcimizin 10 dakika geçirdiğini sandığı zaman dünyamızda ya da karadelikten yeterince uzak bir noktada belki de 100 yıla tekabül edebilir. Yani bir an için dünyaya dönmüş olsa dünyanın 100 yıl sonraki haliyle karşılaşacaktır. Bunu da kısmen geleceğe yolculuk sayabiliriz. Ancak olaylara etki etme gibi bir lüksümüz ve tekrar geçmişe dönmek gibi bir şansımız olmayacaktır.

Diğer örneğimizde de yine aynı kurama göre çok yüksek hızlarda devinen, özellikle küresel cisimler, uzay-zamanı da kendi eksenlerinde savurma özelliğine sahiptir. Bu da o cismin yanında ışığın çok daha hızlı ilerleyeceğini gösterir. Bu da o cismin yanında gözlemcimiz için zamanın çok hızlı akacağı anlamına gelir. Yani onun orada geçireceği 100 yıl dünyamızda sadece 10 dakikaya tekabül etmektedir. Buna da kısmen geçmişe yolculuk diyebiliriz. Ancak yine olaylara etki lüksümüz ve geriye dönüşümüz yok. Bir de astronotumuzun 100 yıl yaşaması da cabası.

Ve son örnek olarak ışık hızına çok yakın bir hızda gidebilen bir roket yapıldığını düşünelim, bu durumda zamanı roketin içindeki gözlemci için yavaşlatmak mümkün olacaktır. Bu roketli sistem anıldığında pek çok insanın aklına Einstein’ın ünlü İkizler Paradoksu gelmektedir. Bu paradoksa göre gönüllü olarak seçilmiş 20 yaşındaki ikiz kardeşlerden birinin bu rokete bindiğini ve ışık hızına yakın bir hızda uzaya yolculuk yaptığını, diğerinin ise dünyada onu beklediğini düşünelim. Dünyadaki ikiz kardeş 30 yıl bekledikten sonra 50 yaşına gelecek, ancak 30 yıl sonra uzaydan geri dönen roketten inen kardeşini görünce çok şaşıracaktır çünkü ikizi 44 yaşında gibi görünüyor olacaktır. Bunun sebebi ise roketin içinde zamanın yarı yarıya yavaş akmasıdır. Roketin hızı makro düzeyde ışık hızının yüzde 60’ına çıkılabilirse bu paradoksu gerçeğe dönüştürmek mümkün olacaktır. Olayın paradoks olarak adlandırılmasının sebebi ise mutlak zaman anlayışından kaynaklanmaktadır, mutlak zaman denen kavram da Görelilik Kuramı ile yıkıldığı için bu olay paradoks olmaktan çıkmıştır. Ve gelecekte bir gün mümkün olacaktır.

Bu yüzyıl mümkün değil ama…

Bu olayların -şimdilik- imkânsızlığını da şöyle açıklayalım; 100 metrelik bir uzay aracıyla ortalama bir karadeliğe 10 kilometre yaklaşmayı başarırsanız geminizin önü ve arkası arasında 250 milyon ton çekimsel kuvvet farkı oluşur ki burada astronotumuza uygulanan çekim kuvvetini siz düşünün… Diğer örneğimizde de dönen cismimizin oluşturduğu radyoaktif kuvvet insan vücudunu atomlarına kadar parçalayacak güçtedir ve aynı zamanda cismimiz devasa bir enerji ve ısı yayacaktır; ışık hızının yüzde 60’ına çıkan roket sistemin harcayacağı enerji de, günümüz şartlarında taşınabilir düzeyde üretilen enerjiler düşünüldüğünde, çıkılması çok yüksek bir rakamdır ve bu yüzyıl için bu çok zor görünmektedir. Bu nedenle kısmi zaman yolculuğu olaylarına imkânsız demeyip sadece günümüz şartları için mümkün değil diyoruz. Gelecek teknolojilerin bize getirecekleri, somut örneklerle birlikte zaman yolculuğunun mümkün olup olmayacağı konusunda bizleri aydınlatacaktır. Belki bir sabah gözlerimizi binlerce yıl sonrasında açarız kim bilir!