Mimarların Efendisi

Mimar Sinan yalnızca Osmanlı tarihinin değil dünya tarihinin en büyük ve üretken mimarlarından biri olan özel bir isim. Camiden medreseye, imarethaneden köprüye, saraydan hamama 375 esere imza atan Sinan’ın “Ustalık eserim” dediği Edirne’deki Selimiye Camisi, Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Mimar Sinan Ağa veya Koca Mimar isimleri ile anılan Mimar Sinan 1490 yılında Kayseri’nin Ağırnas köyünde dünyaya gelir. Büyük bir kısmı Kanuni Sultan Süleyman döneminde olmak üzere altı Osmanlı padişahı döneminde hayatını sürdürür. 99 yıllık uzun yaşamı süresince yapıtlarla matematik dehasını ve sanatsal bakış açısını ortaya koyar. Koca Sinan, Yavuz Sultan Selim’in hükümdarlığı sırasında, 22 yaşında iken, devşirme olarak saraya girer. Acemi Oğlanlar Ocağı’na yerleştirilir ve eğitimi sürerken mimarlığa merak salar ve dönemin önde gelen mimarlarının yanında çalışma fırsatı bulur.

Selimiye Cami

Sinan, 1533 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi sırasında Van Gölü’nde karşı sahile geçmek için iki haftada üç kadırga yaparak büyük itibar kazanır. 1538 yılındaki Karaboğdan Seferi’nde ordunun Prut Nehri’nden geçmesi için köprü gerekir ancak bataklık alanda günlerce süren uğraş sonucu köprü kurulamaz ve Kanuni’nin veziri Damat Çelebi Lütfi Paşa’nın emri ile görev Mimar Sinan’a verilir. Köprünün yapımından sonra Sinan, 17 yıllık Yeniçerilik hayatından ardından, 49 yaşında iken başmimarlık görevine atanır.

Üç dönem, üç eser
Mimar Sinan’ın mimarbaşılığa getirilmesinden önceki dönemde -Sinan bu dönemi “Çıraklık Dönemi” olarak tanımlar- yaptığı dört eser dikkat çeker. Bunlardan en bilineni, Şehzade Mehmet ya da Şehzade Cami olarak da bilinen Şehzadebaşı Cami’dir. Diğer üçü ise Halep’teki Hüsreviye Külliyesi, Gebze’deki Çoban Mustafa Külliyesi ve Hürrem Sultan için yapılan İstanbul’daki Haseki Külliyesi’dir. Mimarbaşı olduktan sonra, kendisinin “Kalfalık Dönemi” olarak adlandırdığı dönemde ise en dikkat çekici eseri tartışmasız Süleymaniye Cami’dir. Bu cami, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseri olarak karşımıza çıkar.

Süleymaniye Cami

1550-1557 yılları arasında yapılmış olan bu eser, temelleri atıldıktan altı yıl sonra inşa edilmeye başlanır. Beklenilen bu altı yıl, Mimar Sinan’ın dehasını bir kez daha gözler önüne serer. Büyük usta, depreme dayanıklı bir yapı inşa etmek için bu süreçte temelin oturmasını beklemiştir. Öyle ki 1950 ve 1960 yılları arasında inşaat mühendisleri, mimarlar ve jeofizik mühendislerinden oluşan Japon bir ekip Süleymaniye ve Selimiye camilerini incelemeye gelir. Keşifler sonucu yapılan temellerinin, depreme dayanıklı raylı sistem üzerine oturtulduğu ve her yöne 5 derece yatabildiği anlaşılır. Koca Sinan’ın “Ustalık Dönemi” eseri olarak tanımladığı Edirne Selimiye Cami’nin büyük kubbesinin yapımı sırasında 13 bilinmeyenli bir denklem ve dört işlemin yanı sıra beşinci bir işlem kullanarak çözüm bulması bir başka şaşırtan ayrıntıdır.

Mihrimah Sultan Cami

Yüzyıllar öncesinden gelen mektup
1990’lı yıllarda Süleymaniye Cami’nde meydana gelen çatlaklar sonucu yapılan restorasyon çalışmaları sırasında yapının dört ana kemer üzerine inşa edildiği ve bir kemerdeki kilit taşın aşındığı ortaya çıkar. Türkiye’nin birçok bilim kuruluşundan gelen uzmanlar taşın değiştirilmesi ile ilgili çalışmaları planlayamaz ve yapı üzerinde araştırmalar sürerken gizli bir bölmeye rastlar. Bölmeden çıkan notun Mimar Sinan’a ait olduğu anlaşılır. Notta şunlar yazmaktadır: “Her kim bu taş eskidiğinde yenisiyle değiştirmek isterse eski taşın yerine takılacak yeni kilit taşının iki tarafından yağlı iple taşı bir taraftan sokup öteki taraftan çeksin ve sonra ipin dışarıda kalan kısımlarını kessin.” Bu sayede Süleymaniye Cami restorasyon işlemleri tamamlanır ve günümüze taşınması sağlanır. Bu notun Topkapı Sarayı’nda saklandığı söylenir. Koca Sinan, mimarbaşı olduğu sürece birbirinden değişik pek çok konu ile ilgilenir. Zaman zaman eski yapıları restore eder. Bu konudaki en büyük çabası Ayasofya için olur. 1573’te Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine takviyeli duvarlar yapar ve eserin bugünlere sağlam olarak gelmesini sağlar. Eski eserlerin yakınına yapılan ve onların görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri arasındadır. İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve lağımların bağlanması ile ilgili kararlar da alır.

1588’de İstanbul’da vefat eden Mimar Sinan, Süleymaniye Cami’nin yanında kendi yaptığı sade türbeye defnedilir.

Mihrimah Sultan Camilerinin Sırrı
Bir rivayete göre; Koca Sinan derin bir tutkuyla âşık olduğu Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’a kavuşamayınca ona olan aşkını olanca güzelliğiyle sanatına yansıtır. Matematik dehası Sinan, Mihrimah Sultan için biri Üsküdar’da diğeri ise Edirnekapı’da yaptığı iki külliyenin içinde yer alan camilere bir sır da gizler. Mihrimah Sultan’ın “Güneş ile Ay” anlamına gelen ismine ithaf edercesine yılın birkaç gününde -nisan ve mayıs aylarında- bir caminin arka cephesinden güneş batarken diğerinden ay doğmaktadır.