İtfaiyeciliğe Gönül Vermiş Bir Aydın: Sunay Akın

Bir önceki sayımız için Kocaeli İtfaiyesi’ne gittiğimizde öğrendik ki; şair, yazar, gazeteci, araştırmacı, tiyatro oyuncusu Sunay Akın aynı zamanda bir gönüllü itfaiyeci. Hal böyle olunca İzmir’deki gösterisinden önce kulisine konuk olduk ve itfaiyecilik ile ilgili keyifli bir söyleşi yaptık.

Derdi olan, hayata dokunan, bakmayıp görmeyi bilen, soran, sorgulayan, araştıran, öğrenen, okuyan, anlatan, dinleyen, gözlerinin içi parlayan, yani ülkemizde sayısının artmasını dilediğimiz türden biri Sunay Akın…

İtfaiye ve itfaiyecilik deyince aklınıza ilk neler geliyor?
İtfaiyeciliğe ilgim çocukluk yıllarımdan gelir. Trabzon’daki evimizin alt katında Mahmut Amca otururdu. Sokağımız yokuş bir sokaktı. Ben her akşam pencereden Mahmut Amca’nın eve gelişini izlerdim. Mahmut Amca elleri arkasında yokuşu çıkarak ağır ağır eve gelirdi. Mahmut Amca itfaiyeciydi. Benim çocukluk kahramanımdır itfaiyeci Mahmut Amca. Çünkü herkesin kaçtığı yere koşan insandı, hayat kurtarandı. Çocukluğumda oyuncak itfaiye arabalarını çok sevdim; o oyuncakların merdivenlerine hayrandım.

Nedir sizi hayran bırakan o merdivenlere?
Merdivenlerin tarihinde apayrıdır itfaiye merdivenleri… Ben merdivenleri çok severim. Örneğin Hezârfen Ahmet Çelebi Galata Kulesi’nde kendi yaptığı kanatlarla uçmadan önce kulenin merdivenlerini çıkmış. Ben o merdivenlerden defalarca kez çıktım. Her seferinde merdivenin bir yerinde durup yukarı doğru bakarım. Derim ki “Hezârfen Ahmet Çelebi bir an durdu burada. Durdu ve yukarı baktı. Kendisini orada neyin beklediğini bilmiyordu. Uçup uçmayacağını bilmiyordu ama bir tek şey biliyordu. O merdivenleri yürüyerek aşağıya inmeyeceğini…”
İşte o yürekli, cesur itfaiyecilerin merdiveni de kaçmak için değil, ateşin içinden insanları kurtarmak için çıktığı basamaklardır. O merdivenlerden basamak basamak yukarı çıkmanın fedakârlığını ve vicdanını çok iyi anlamamız gerekir. Gerçek kahramanlık o itfaiye merdivenlerinden yükselir.

Bir itfaiye gönüllüsü olduğunuzu biliyoruz. Gönüllü itfaiyeciliğe nasıl başladınız?
Evet, ben 1977 yılından beri İstanbul’un Göztepe semtinde oturuyorum. Evimizin hemen yanında bir itfaiye müfrezesi var. İtfaiyecilerle hep arkadaş oldum. O itfaiye arabalarına hep dokundum; tozunu aldım, sildim o itfaiye arabalarını. İtfaiyecilerin spor saatlerinde onlarla voleybol oynadım. Üniformalılar arasında en çok saygı duyduğumdur itfaiyeciler. Yıllar önce Kocaeli’nde tek kişilik bir gösterim vardı. Gösteri sırasında fark ettim ki fosforlu kıyafetleri olanlar var. Kocaeli İtfaiyesi’nde sanata, edebiyata, kültüre meraklı arkadaşlar beni izlemeye gelmişler. Onlar ile dostluğumuz böyle başladı ve Kocaeli İtfaiyesi’nin itfaiye gönüllüsü oldum. Fakat gönüllü itfaiyecilik doğru algılanmalıdır. İtfaiyecilik çok ciddi bir eğitim ve tecrübe gerektirir. Gönüllü itfaiyeci vaka sırasında itfaiyecilere yardım edendir, olaya müdahale eden değildir. Örneğin olay yerine gelmiş halkın güvende tutulması, bilgilendirilmesi gibi görevler itfaiyecilerin işlerini daha rahat yapmasına olanak sağlar. Bu da itfaiye gönüllülerinin görevlerindendir. Yangın önleme konusunda bulunduğu yerlerde farkındalık yaratmak da itfaiye gönüllüsünün yapacağı bir iştir. Bu yüzden gönüllü itfaiyecilerin çoğalması gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye’deki itfaiyecilik algısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncellikle devlet tarafından değerlendirmek lazım. Ne yazık ki devletimiz itfaiyecilerimize hak ettiği değeri ve önemi vermiyor. Türkiye’deki birçok ilimizde olduğu gibi İstanbul’da da kentsel dönüşüm sürecinde binalar yıkılıyor ve yerine daha yüksek katlı binalar yapılıyor. Güzel fakat bu kentsel dönüşüm projesi kapmasında itfaiye teşkilatlarımızın ihtiyacı olan eğitimler, donanımlar ve araçlar veriliyor mu? Binaları yükseltirken itfaiyecilerimizin bilgi birikimini de bu binalara müdahale edebilecek ölçüde yükseltiyor muyuz? Ne yazık ki cevap hayır. Son yıllarda açılan itfaiyecilik okullarının daha eğitimli itfaiye kadrolarının oluşmasında rol oynadığını düşünüyorum. Ancak yine de değişen koşullarda yeterli olduğuna inanmıyorum. Bunun haricinde itfaiyecilerin maddi anlamda da yaptıklarının karşılığını alamadığını görüyorum. Örneğin İstanbul Göztepe’de görev yapan bir itfaiyeci Göztepe’deki bir evin kirasını karşılayabilecek imkânlarda değil. Böyle mi olmalıdır?

Gösterilerinizde ve kitaplarınızda, bu topraklara gerek sanayi gerek sanat anlamında olsun katma değer yaratmış herkese dokunuyor, hikâyelerini anlatıyorsunuz. Yerli üretim yapan Türk sanayicisi hakkında ne düşüyorsunuz?
Çok fazla sanayici dostum var. Üretim yapmak çok önemli. Çünkü bugün ekonomideki “lira” aslında ürettiğindir. Dünya ekonomisinde ancak üretim toplumlarının para birimi yükselir. Üretim toplumu olamayanların para birimleri ne yazık ki giderek değer kaybeder. Hayatım boyunca gözlemlediğim kadarıyla sanayicilerimiz hep üvey evlat olmuş ve cezalandırılmış. Devlet üretenlere destek olmak yerine, köstek oluyor. Oysaki hayatı var eden, üretim yapanlar… Onlara destek olmamız gerekiyor. Hayatın her alanında çok güzel şeyler üretmiş bir toplumuz. Şu an baktığımda sanayicilerin yalnız bırakıldığını görüyorum. Sanayici üreten aydın insandır, toplumda öne çıkması gereken insandır fakat bizim devletimiz onları ikinci plana atıyor. Kurucusu olduğunuz İstanbul Oyuncak Müzesi’nin önünde üç adet zürafa heykeli var. Volkan İtfaiye’nin hafızalara kazınmış logosunun zürafa olması sebebiyle sizin zürafaya olan ilginizi oldukça merak ediyoruz. Ben zürafaları hep masal kahramanı olarak gördüm. Uzun uzun araştırdım ve bugün benim en çok sevdiğim canlı zürafadır. Zarafet sözcüğü de oradan gelir zaten. Zariftir, nezaket sahibidir zürafa. Alçak gönüllüdür, insan da alçak gönüllü olmalıdır. Logonuzun zürafa olması mükemmel bir şey. Ancak şair ruhlu, hümanist ve insan hayatına dokunan bir kişi, yapmış olduğu itfaiye araçlarına simge olarak zürafayı seçer. Ve ancak şair duyarlılığına sahip olan biri kendine dert edinip itfaiye merdiveni ve aracı üretir. Hayata nasıl dokunmalıyım, hayata ne katmalıyım ile ilgili bir meselesi var belli ki. Kendisini tanımıyor olsam da İsa Bey’i sizin nezdinizde kutluyorum. Zürafalara dönecek olursak, İstanbul Göztepe semtinde ilk konağı yapan Mehmed Münif Paşa’nın konak bahçesine zürafa heykeli koyduğunu keşfettim. Ve o zürafa heykelini araştırarak “İstanbul’da Bir Zürafa” adlı kitabımı yazdım.

Bu kitapta İstanbul’a tarihin değişik zamanlarında armağan edilen zürafaların hikâyelerini anlattım. Sadece zürafalar değil, fokları, gergedanları yani İstanbul hayvan tarihini anlattım. Bir zürafa hayranı olduğum için kitabın taşıyıcı unsuru zürafa oldu. İstanbul Oyuncak Müzesi önüne de zürafa şeklinde üç tane sokak lambası koydum.

Sunay Akın Kimdir?
Şair, yazar, gazeteci, araştırmacı ve tiyatro oyuncusu Şükrü Sunay Akın 12 Eylül 1962 tarihinde Trabzon’un Maçka ilçesinde doğdu. 10 yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul’a taşınan Akın, lise öğrenimini İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fiziki Coğrafya Bölümü’nden mezun oldu. İlk şiirini yedi yaşında iken kaleme aldı ve kalemi bir daha bırakmadı. Anlık ilhamlara dayanan ve genellikle kısa olan şiirleri, Orhan Veli’nin şiirindeki bazı özelikleri günümüzde sürdüren bir yapıya sahiptir.Yaşam Radyo, Radyo Kent, Best FM’de radyo programları yapan Akın, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde öğretim görevlisi olarak ders verdi. Bu deneyimin de yardımıyla, tek kişilik oyunlar hazırlayıp oynamaya başladı. Türkiye’nin çok sayıda merkezinde ve yurtdışında sayısız kez tek kişilik oyunlarını sergiledi. 23 Nisan 2005 tarihinde 11 yıldır dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla, yıllardır hayalini kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi’ni İstanbul Göztepe’de, ailesine ait dört katlı tarihi bir konakta açtı. Türkiye’de türünün ilk ve tek örneği olan müze, Avrupa Konseyi’ne bağlı Avrupa Müze Forumu (European Museum Forum) tarafından verilmekte olan Avrupa Yılın Müzesi Ödülü’ne 2010 yılında aday gösterildi. TRT 2 ve CNN Türk’de “Stüdyo İstanbul”, “İzler”, “Akşama Doğru”, “5N 1K” gibi kültür sanat programları ve belgeseller hazırlayan ve/veya katkıda bulunan Sunay Akın, TV 8’de de “Gezgin Korkuluk” ve ramazan ayı boyunca “Mahya Işıkları” adlı programı hazırladı ve sundu. Atv’de Hıncal Uluç, Haşmet Babaoğlu ve Nebil Özgentürk ile birlikte “Yaşamdan Dakikalar” adlı uzun soluklu bir televizyon programı da yapan Akın, şu an Skyturk360 isimli kanalda her cumartesi yayınlanan “Hayat Deyince” programını sunuyor.