Hititlerden Günümüze Kültürlerin Harmanlandığı Başkent: ANKARA

Cumhuriyet döneminin ünlü şairlerinden Behçet Kemal Çağlar Ankara’ya olan tutkusunu dizelere şöyle dökmüştür; “Ey insan arşı yayla! Ey bozkır! Ey Ankara! Seslen bana: Ben senden nasıl uzak yaşarım…” Anıtkabir’i, kalesi, kendine has soğuğu ve griliği ile başka bir doku, başka bir yaşam sunar Ankara herkese.

Ankara’nın tarihi 10 bin yıl öncesine, Eski Taş Çağı’na kadar uzanır. MÖ 3. yüzyılda, bir Kelt ırkı olan Galatlar’ın Ankara’yı başkent yapması ile Ankara tarihte ilk kez başkent olur. Kent, yazılı tarih boyunca Galatlar ve Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere iki devlete başkentlik yapmıştır. MÖ 12. yüzyılda Hititler dönemindeki ismi Ankuwash olan şehir, Roma İmparatorluğu döneminde Ancyra, Helenistik çağ ve Doğu Roma İmparatorluğu döneminde Ankyra isimleriyle anılır. Anlaşıldığı üzere tarihte birçok medeniyet bu şehri kontrolü altında tutmuştur. Atatürk tarafından çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen “Melhame-i Kübra” olarak anılan Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası sayılan Sakarya Meydan Muharebesi, Ankara’nın Polatlı ilçesi yakınlarında yapılmıştır.

Kurtuluşun eşiği, Cumhuriyetin beşiği Ankara

Başkent ilan edilmesinin ardından hızla gelişen ve Türkiye’nin ikinci büyük ili olan Ankara’nın ekonomisi cumhuriyetin ilk yıllarında tarım ve hayvancığa dayanırken, zamanla gücünü büyük oranda ticaret ve sanayiden almaya başlar. İlin topraklarının yarısı hâlâ tarım amaçlı kullanılırken büyük kısmı tahıl tarlalarıyla kaplı platolardan oluşmaktadır.

Ankara’daki müzelerin büyük çoğunluğu şehir merkezindedir. Şehirde, çeşitli kurumlarca işletilen 53 müze bulunuyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleri üzerine Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından projelendirilen ve 1927 yılında inşa edilen Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Ankara’nın Altındağ ilçesinin Ulus semtinde “Türk Ocakları Merkez Binası” olarak inşa edilmiş ve I. Ulusal Mimarlık Akımının en güzel örneklerinden kabul edilmiş tarihi binada yer alır. Müzede, Osman Hamdi Bey’den Abdülmecid Efendi’ye, Şeker Ahmet Paşa’dan Fikret Mualla’ya, İbrahim Çallı’dan Abidin Dino’ya çok sayıda sanatçının orijinal eserleri sergilenmektedir.

Anıtkabir, Cumhuriyet güneşi

Ankara’nın en belirgin noktasında yer alan Anıtkabir, Ulu Önder Atatürk için Rasattepe’de inşa edilen özel bir yapıdır. Mimarları Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda tarafından 1944 yılında yapımına başlanan anıt 1953′te tamamlanmıştır. Anıtkabir kompleksinin için de İstiklâl Kulesi, Hürriyet Kulesi, Aslanlı Yol, Müdafaa-i Hukuk Kulesi, Mehmetçik Kulesi, Zafer Kulesi, Barış Kulesi, 23 Nisan Kulesi, Misak-ı Milli Kulesi, İnkılâp Kulesi, Zafer Kabartmaları, Mozole – Şeref Holü gibi birçok ünite yer almaktadır.

“Ankara Kalesi’nde Rasattepe’de bir akça şahan gezer”

Ankara demek, Ankara Kalesi demek. Ankara Kalesi MÖ VII. yüzyılda Frig Kralı Midas tarafından, Ankara şehri kurulurken yapılmıştır. Kalenin yerden yüksekliği 110 metredir. Dört katlı olan iç kale Ankara taşından ve toplama taşlarla yapılmıştır. İç kalenin iki büyük kapısı vardır. Biri dış kapı, diğeri ise hisar kapısı adını taşır. Kapı üzerinde bir de İlhanlılara ait kitabe bulunur. Bugün kale içinde değişik dönemlerden kalma birçok eski Ankara Evi mevcuttur. Kaleiçi Mahallesi’nde bulunan eski Ankara evleri, sur duvarları ile çevrili dar ve dik bir alanda konumlandıkları için, planları dar alanlardan en çok faydalanmayı gözeterek yapılmış. İki ya da üç katlı olarak ahşap, kerpiç ve tuğladan inşa edilmişler. Alt katlar kışlık olarak, kalın duvarlı ve küçük pencereli yapılmış, üst katlar ise yazlık olarak ince duvarlı ve havadar yapılmış. Geniş saçaklar ve “cihannüma” adı verilen yazlık odalar Ankara evlerinin belirleyici özelliklerindendir.

Ankara’nın merkezinden yaklaşık 100 km uzaklıkta bulunan Beypazarı ilçesi, Osmanlı evleri, lezzetli yemekleri, doğal güzellikleri ve müzeleri ile insana tarihte gizemli bir yolculuk yaptırıyor adeta. Hıdırlık Tepesi’ne çıkıp şehre kuşbaşı bakmak ya da Beypazarı Tarihi Müzesi’nde Osmanlı döneminden kalan eserleri görmek başlı başına bir keyif.

Bozkırın griliğinde güçlü bir flora ve fauna 

Ankara’nın “oksijen deposu” olarak adlandırılan, başkente 75 kilometre uzaklıktaki Kızılcahamam, günübirlik geziler için birbirinden güzel doğal mekânları bünyesinde barındırıyor. Yabani gül, çilek, fındık, ahlat, ardıç, meşe, karaçam ve çeşitli kır çiçeklerinin doğal yaşam alanı olan Soğuksu Milli Parkı ile çok sayıda yaban hayvanına ev sahipliği yapan Çamkoru ve Akyarma mesire alanları Kızılcahamam sınırları içinde yer alıyor.

İlin çeşitli doğal güzellikleri korumaya alınmış, dinlenme ve eğlence amaçlı kullanıma sunulmuştur. İlin adını taşıyan tavşanı, keçisi ve kedisi dünya çapında bilinmektedir. Ormanlık bölgelerinde ayı, yaban domuzu, geyik hayvanları bulunur. Nehir ve göllerde sazan, alabalık, yengeç, yaban kazı, sutavuğu gibi çeşitli hayvanlar yaşamaktadır.

Ankara’nın tavası ve misketi

Ankara halk oyunları zeybekler ve misket olmak üzere iki bölümde incelenir. Zeybek kavramının “ele avuca sığmaz kişi” anlamına geldiği de belirtilmektedir ki, zeybeklik geleneği içinde dağa giden, dağlara çıkan kişiye “zeybek oldu” denilmektedir. Misket’in hikayesi ise Ankara’da yaşanmış acıklı bir olaya dayanır. Misket, ufacık tefecik bir elma türüdür. Huriye ile Osman efe birbirlerini çok severler fakat Huriye’nin babası kızını Kır Ağa’ya vermek ister. Bunu öğrenen Osman efe Kır Ağa’nın karşısına dikilir. Huriye elma ağacına tırmanıp dövüşü meraklı gözlerle izlerken aniden başı dönüp düşer ve cansız yere yığılır. Huriye’nin hikayesi dilden dile dolaşıp türkü olur.

Kuzu incik ve arpa şehriye ile yapılan, ölüm, doğum, düğün gibi özel zamanlarda yenilen Ankara Tavası, bilinen en eski Ankara yemeğidir. Tava aynı zamanda şehir sınırları dışında en iyi bilinen Ankara yemeğidir.

İl genelinde toplam 200 adet otel yer alıyor. Şehrin en önemli semtlerinden Çankaya, Kavaklıdere, Ulus ve Kızılay konaklama için en ideal merkezler. Şehirde otellerin yanı sıra onlarca misafirhane, konuk evi ve sosyal tesis bulunuyor.

Ankyra’dan Ankara’ya uzanan tarih

En eski adı ile Angora olarak anılan Ankara, İslam kaynaklarında adı Enguru olarak geçer. Hint-Avrupa dillerindeki “Eğmek” anlamına gelen Ank ya da Sankskritçe de; “Kıvrıntı” anlamına gelen ankaba’dan veya Latinceden çengel anlamına gelen uncus’dan türediği ileri sürülmektedir. Şehrin diğer isimleri; Ankyra, Ankura, Ankuria, Angur, Engürlü, Engürüye, Angare, Angera, Ancora, Ancora ve son olarak Ankara şeklini almıştır.

Mutlaka Tadın

  • Ankara Tavası
  • Bazlama Kebabı
  • Entekke Böreği
  • Şibit Tatlısı
  • Beypazarı Kurusu
  • Kızılay Simidi
  • Çubuk Turşusu