Ankara İtfaiyesi

Ankara İtfaiyesi, 43 noktadaki istasyonları, 160’a yakın aracı ve 1000’e yakın personeli ile yılda ortalama 18 bin vakaya müdahale ediyor. Bu vakaların 11 bini yangın, geri kalan 7 bini ise trafik kazası, hayvan kurtarma ve su baskını gibi olayları kapsıyor. Başkentimizde görev yapan itfaiyecilerin başında bulunan Ankara İtfaiyesi Daire Başkanı Celil Sipahi’ye yönettiği teşkilatın yapısından verdikleri eğitimlere, personel alımından doğal afetlere yönelik hazırlıklarına kadar pek çok konuyu sorduk.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1971 yılında Yozgat’ta doğdum. Ankara Kent Estetiği Daire Başkanlığı’nda Şube Müdürü, Özel Kalem’de Şef olarak görev yaptım. Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı’nda ise İtfaiye Amirliği ve Şube Müdürlüğü görevlerinden sonra şu an Ankara İtfaiyesi Daire Başkanı olarak görev yapmaktayım.

Teşkilatınız hakkında bilgi verir misiniz?

43 noktada istasyonumuz var. Yaklaşık 1.000 e yakın personelimiz ve 160’a yakın aracımız bulunuyor. Ankara mücavir alanları toplam 25 bin metrekare ve tüm bu alan Ankara Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı’na bağlı. Türkiye’deki bütün büyükşehirler, yasaya göre itfaiyecilik konusunda tek merkezden yönetiliyor. Ankara’daki tüm ilçeler direkt olarak bize bağlı. Büyükşehirlerde itfaiyecilik tek merkezde yürütülürken küçük il ve ilçelerde teşkilatlanma ayrı çatılar altında bulunuyor.

Küçük ilçelere daha kısa sürede erişmek için gönüllü itfaiyecilik eğitimi veriliyor. Küçük teşkilatlanmalar oluyor sizin böyle bir yapılanmanız var mı? Uzak bölgelere ulaşmak için nasıl çözüm yollarına başvuruyorsunuz?

Her ilçede istasyon noktalarımız mevcut. İstasyonumuzun olmadığı ilçemiz bulunmuyor. Bu noktada köyler son derece önemli. Şehirlerde yaşadığımızdan dolayı köyde oluşabilecek yangınları ve sonuçlarının önemini pek anlayamıyoruz. Bildiğiniz üzere köy bölgelerinde insanların odun saman gibi malzemeleri uzakta tutması imkânsız. Bu da yangın durumunda alevi kısa bir süre içerisinde birden çok yere taşıyabilecek malzeme anlamına geliyor. Bu da en hızlı şekilde müdahale edilmesi zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Örneğin köyde oluşan bir yangın sonucunda, o bölgede toplam 200 hane varsa, 100 hane küle dönüyor. Rüzgârın olması, yangına müdahalenin geç olması, müdahale için giden araç ve personel sayısının az olması da yangının kısa sürede geniş alana yayılmasında en büyük etkenlerden. Ankara İtfaiye Daire Başkanlığı olarak bu duruma çözüm için “Üçgen Modülü” oluşturuyoruz. Üçgen Modülü ile herhangi köy yangını ihbarı tarafımıza ulaştığı anda, o bölgeye üç istasyondan çıkış sağlanıyor. İhbar sisteminde yer alan yazılımımız, yangın durumunun olduğu bölgeye en yakın istasyonları belirliyor. Üçgen Modülü çizilerek, belirlenen üç noktaya ulaşmak için eş zamanlı olarak araçlarımız yola çıkıyor.

İtfaiyecilik gönüllülük esasına göre yapılmalı. Türkiye ile Avrupa’yı kıyaslarsak, Avrupa’da itfaiye malzemeleri ve teçhizatlarından ücretsiz yararlanılıyor. Türkiye’de ise itfaiyeciliğe gönül veren kişiler kendi çabaları ile temin ettikleri kıyafetlerle çalışma yapabiliyor. Bu işe gönül vermiş olan insanlara belirli programlar dâhilinde eğitimler veriyoruz. Yangın vb. durumlara yönelik muhtarlıklarla da doğrudan iletişim kuruyoruz. Hortum vb. yangın malzemelerini acil durumlar için muhtarlıklara ulaştırdık. Ancak henüz Avrupa’daki gibi bir sisteme sahip değiliz.

Teşkilatınıza personel alırken nelere dikkat ediyorsunuz?

Personel alımı merkezi sistemle gerçekleştiriliyor. Örneğin üç yeni personele ihtiyacımız olduğunda, bu talebi Devlet Personel Başkanlığı’na iletiyoruz. Adaylar birimimize ulaştığında onları sözlü ve spor mülakatlarına tabi tutuyoruz. İtfaiyeci olmak isteyen kişinin öncelikle yükseklik ve kapalı alan fobisinin olmaması, atletik yapıya sahip olması bizim için önemli.

Size önerilen adaylar mülakat için itfaiyecilik programlarından mezun kişiler olmalı gibi bir kural var mı?

Kurumlar ilgili birime alacakları personellerin bir kısmını yüzdelik oranda belirtebilir. Ankara İskitler Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde İtfaiyecilik ve Yangın Güvenliği Bölümü bulunuyor. Bu bölümdeki öğrencilere Milli Eğitim Bakanlığı ile aramızdaki protokole bağlı olarak eğitimler veriliyor. Hem teorik hem de pratik eğitimlerle müdahale durumunu yakından incelemelerine fırsat veriyoruz. Stajlarını Ankara İtfaiyesi Daire Başkanlığı’nda yapmalarını sağlıyoruz. Onları staj süresince birçok vakaya götürüyoruz; olaylara müdahale etmeden, sadece durumu gözlemleyerek deneyim kazanıyorlar. Bir başka deyişle itfaiyecilik mesleğini daha yakından tanıyor, aldıkları eğitimi pekiştiriyorlar.

İtfaiyecilik ve Yangın Güvenliği Bölümü bu yıl dördüncü mezunlarını verdi. Eğitim Akademi Amirliği birimimiz eğitim konusunda ciddi çalışmalar gerçekleştiriyor. Bu öğrencilerin burada çalışmasını çok istiyoruz.

Personel işe başlarken hangi eğitim süreçlerinden geçiyor?

Öncelikle “Temel İtfaiyecilik Eğitimi” alıyorlar. Üç aylık teorik ve pratik eğitim veriliyor. Bununla beraber vakalara izleyici olarak katılmaları sağlanıyor. Bu eğitim tamamlandıktan sonra amirleri tarafından yardımcı personel olarak göreve başlıyor, zaman içinde tecrübe kazanarak devam ediyorlar. Türkiye’de itfaiyecilik konusunda eğitim akademisi bulunmuyor, bu konuda eksik olduğumuzdan itfaiyecilik konusunda usta-çırak ilişkisi var diyebiliriz.

Her vaka aslında yeni bir senaryo demek. Türkiye’de daha önce öngöremediğiniz olaylarla karşılaşabiliyorsunuz. Örneğin Ermenek’te maden ocağında meydana gelen yeraltı kaynak suyu patlaması nedeniyle ocak suyla doldu ve 18 işçi içeride mahsur kaldı. Bu işçileri kurtarmak için beş araç 25 personel ve bir K-9 özel eğitimli köpekten oluşan arama-kurtarma ekibi Ermenek’e doğru hareket etti. Türkiye’de daha önce bu şekilde bir olay yaşanmamıştı. İstanbul İtfaiyesi de destek için arama kurtarma ekibini gönderdi. İşçileri kurtarmak için öncelikle 350 metre yerin altına inmemiz ve suyu tahliye etmemiz gerekiyordu. Ankara İtfaiye Daire Başkanlığı olarak maden ocağına girme yetkimiz bulunmuyor ancak Ankara ve İstanbul İtfaiyelerinin Sualtı ve Su Üstü Arama Kurtarma ekipleri beraber çalışarak 350 metre yerin altına indi ve suyun tahliye edilmesini sağladı. Bu sayede 18 işçi sağ salim kurtarıldı.

Sualtı su üstü arama kurtarma timi özel bir ekip. Onların yaptığı çalışmalar 20 yılı aşkındır devam etmekte. Bu ekibi biraz sizden dinleyelim?

Tamamen Melih Gökçek’in öngörüsüyle 1997 yılında kurulmuş bir ekip. Aynı tarihte köpekle arama kurtarma ekibi de kuruluyor. Bu iki ekiple Türkiye’de önemli işler gerçekleştirildi. Ekip, Türkiye’nin her yerinde görev yaptı. Göllerde boğulma durumuyla karşılaşıyoruz, boğulan insanlar bir süre sonra kıyafetleriyle dibe çöküyor ve orada kalabiliyor. Dalgıçlar sayesinde bedenlere ulaşıyoruz. Sualtında çalışmalarda bazı teknikler geliştiriliyor. Dalgıçlar öncelikle suyun altında iplerin yardımıyla bir harita oluşturuyor ve bu haritaya göre aramaları geçekleştiriyor. Ekip, gönüllülük esasına göre kuruluyor ve bununla beraber eğitimler veriliyor. Üç yıldız balıkadam sertifikalı dalgıçlar şu anda diğer birimlere eğitim verebiliyor. Konuyla ilgili pratik eğitimler Muğla-Didim Polis Özel Harekât Kampı’nda yılda iki kez gerçekleştiriliyor. Muğla’da üç gün teorik, 10 gün pratik eğitim veriliyor.

Küçük illerdeki itfaiye teşkilatları tarafından büyükşehir itfaiyeleri takip ediliyor. Bu noktada Anadolu itfaiyelerini nasıl görüyorsunuz? Onlara ne gibi tavsiyeleriniz olacak?

Küçük illerdeki itfaiye teşkilatları, İtfaiye Daire Başkanlığımızı ziyaret ediyor ve eğitimler alıyor. Eğitim için geldiklerinde burada konaklamalarını sağlıyor ya da talep edilirse biz kendi ekibimizi gönderip orada eğitim gerçekleştiriyoruz. Eğitime katılanlar eğitim sonunda sınava tabi tutuluyor, başarılı olanlara sertifika veriliyor.

Anadolu’da itfaiyecilik aslında imkânlarla doğru orantılı. İtfaiye araç ve ekipmanları gerçekten pahalı. Sadece yardımlarla imkânların arttırılma olanağı yok. Zaman zaman bizlerden talepte bulunuyorlar. Küçük belediyeler itfaiyeciliğin öneminin farkında ancak kısıtlı bütçeler nedeniyle tüm planlar hayata geçirilemiyor. Küçük şehirlerde itfaiye birimlerine daha fazla önem verilmeli ve bütçelerin büyümesi sağlanmalı. Çünkü itfaiye ekipleri sadece yangını söndürmekle kalmıyor, hayat kurtarıyor. İtfaiyelere ayrılan bütçe konusunda Avrupa ile Türkiye arasında ciddi farklar bulunmuyor.

Hayata geçirmeyi düşündüğünüz projeler var mı?

Gizlilik kapsamında bazı projelerimiz bulunuyor. Projeler için devlet ve özel sektör elbirliğiyle çalışması gerektiğine inanıyorum. Sürekli gelişim ve yenilikler kapsamında firmalar en iyi ve doğru ürünü üretmek için çalışıyor. Tarafımıza talep gelmesi halinde öncelikle talebin değerlendirme süreci başlıyor ve talep geliştirilebilecek bir süreç içerisindeyse ekibimizle bilgi ve yetki paylaşımlarını gerçekleştiriyoruz. Teşkilatımızda iletişim sürecine çok önem veriyoruz. Bilgi paylaşımıyla, daha çok aidiyet hissinin, ekip ruhunun oluşması sağlanır. Ekibimizle beraber birçok sosyal faaliyet düzenliyoruz. Gerçekten aile olduğumuza hep beraber inanıyor ve bunu benimsiyoruz. Müdahale etmeye gittiğimiz her vakada tüm çalışanlarımızı düşünmek zorundayız. Teşkilatımızda her çalışan görevinin kutsal olduğunun farkında. Bir yangına ya da farklı bir vakaya gidildiğinde başımıza ne gelecek diye bir endişe taşımıyoruz. Çünkü görevimiz bizim için kutsal.

Sık sık yurtdışı seyahatleriniz oluyor. Peki Türk itfaiyecileri diğer itfaiyecilerden ayıran yönler neler?

Her şeyden önce işe ruhumuzu koyuyoruz. Yasaları bilmek, alanında hukuki bilgiye sahip olmak çok güzel bir şey ama bazen yasaları çiğneyerek de güzel çalışmalar gerçekleştirebiliyorsunuz. Yukarıda bahsettiğim maden ocağına girmek aslında teşkilatımız için bir suçtu ancak biz maden ocağına girdik. Orada personelin başına olumsuz bir olay gelseydi direkt olarak ben yargılanacaktım. Personelin ailesi dava açmasa bile hakkımda kamu davası açılacaktı. Örneğin geçtiğimiz günlerde İngiltere’de bina yangını gerçekleşti ve bu yangına dışarıdan müdahale edildi. Yangın vakalarında, yangının kalbine ulaşmadan durumu kontrol altına almak çok güçtür. Türkiye’de olsa emin olun, hangi şehirde olursa olsun, içeriden de müdahale edilmesi için bir çözüm yolu bulunur; içerden müdahale ederken dışardan da müdahaleye devam edilirdi. Türk itfaiyecileri daha cesur ve özverili.

Yurtdışında insanlar, itfaiyecilerin oraya kendileri için geldiği ve hayatını kurtarmak için orada olduğu algısına sahip. Türkiye’de ise durum biraz farklı. Biz olay yerine ulaştığımızda geri bildirimler genellikle “ Kardeşim neden geç kaldınız?” oluyor. En sık karşılaştığımız cümle ise “Yarım saat oldu gelmediniz” oluyor. Teşkilatımızda bir ihbar sistemi yazılımı bulunuyor. İhbar geldiği an kayıt oluşuyor, araçların hareket etme zamanı, telsiz konuşmaları vb. tüm süreç kayıt altına alınıyor. Sistemden baktığımızda ihbardan sonra olay yerine 4 dakika sonra araç ulaşmış ancak vatandaşa göre bu 4 dakika saatler sürmüş gibi bir algı yaratıyor. Psikologlar, evi yanan bir kişinin, olay anında 4 yaşındaki bir çocuk gibi düşündüğünü belirtiyor. İhbar geliyor ancak konum belirtilmeden telefon kapatılıyor vb. durumlarla çok karşılaşıyoruz. İhbar sistemimiz sayesinde yeri tespit etmemiz çok kolay. Bu durumda ekibe, ihbar sürecinde vatandaşların tepkilerini kişisel algılamamalarını, empati kurarak geri bildirimde bulunmalarını öneriyoruz.

Doğal afetlere yönelik ne gibi hazırlıklarınız var?

Yaşadığımız afetlerden ders çıkartarak yol aldık. Şu an mevcut sistemde uluslararası standartlarda arama kurtarma malzemelerimiz mevcut. AFAD’dan, yurtdışından zaman zaman eğitimler alıyoruz. Şu an her türlü doğal afete karşı hem ekipman hem de personel olarak hazır durumdayız. Personelimize devamlı olarak eğitimler veriliyor. Yaklaşık üç yıldır ulusal afet programları da hazırlanıyor. Geçen yıl Artvin’e sel baskınından dolayı personelimizi gönderdik. Doğal afet durumunda hemen o bölgeyi arıyoruz, talep ederlerse hızlı bir şekilde harekete geçiyoruz.

Ankara’da vakaların en çok gerçekleştiği belirli bölge var mı?

Ankara’da çoğunlukla işyeri ve ev yangınları ile karşılaşıyoruz. En fazla Altındağ bölgemizde vakalar gerçekleşiyor. Çünkü bu alanda boşaltılmış gecekondular bulunuyor. Evsiz insanlar bu alanlara sığınıyor, ısınmak ya da aydınlatma için ateş yakıyorlar; bu da yangına sebebiyet veriyor. Bununla birlikte sanayi bölgelerinde de yangınlarla karşılaşıyoruz. Elektrik kontağından ya da sigara izmaritinden yangınlar çıkabiliyor. İnsan faktörünün etkisi olmadan da yangın çıkabiliyor.

Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?

Kazan ilçemizdeki bir çimento fabrikasından patlama ihbarı almıştık. Üretim kazanında meydana gelen patlamaya ekip tarafından müdahale edildi ve yangın söndürüldü. Vaka kontrol altına alındıktan sonra etrafta vitrin mankenine benzettiğim ancak asla yanmış insan bedeni olabileceğini tahmin edemeyeceğim şeylerle karşılaştım. Fabrikanın genel müdür yardımcısı, üretim şefi ve işletme personeli patlama anında 800 derecelik ısıya maruz kalıyor. Bu ani ısı ile beden hafif bronz bir renk alıp şişiyor ve bedenler birbirine benzer hale geliyor. İlk defa böyle bir durumla karşılaşmıştım ve insan bedeninin ani olarak yüksek ısıya maruz kaldığında bu şekilde olması beni derinden etkilemişti.

Bombalı eylemler, darbe girişimindeki olaylar… Ankara kadar başka bir şehir yoğun yaşamadı bu tarz olayları. Böyle durumlarda itfaiye nasıl görevde bulunuyor?

Patlama olunca yangın direk oluşabiliyor ve sıcak bölgeye yalnız biz girebiliyoruz. Olaya müdahale ederken öncelikle alevi söndürüyor, sonra da soğuma işlemini başlatıyoruz. Sıcak bölgeyi emniyet çemberiyle çeviriyor; o alanda yaralı insan varsa sıcak bölgeden ılık bölgeye, ambulansa teslim ediyoruz. Bizim işimiz bittiği anda diğer birimler için alanı açıyoruz.

Kızılay’da bomba yüklü araç infilak etmişti ve bu aracın yanında belediye otobüsü vardı. Kurtuluş İstasyonundaki arkadaşlarımız bu olayı duyar duymaz hemen harekete geçti ve 3,5 dakikada olay mahalline geldiler. O sırada otobüs alevler içinde yanıyordu ve içinde vatandaşlar vardı. Bir arkadaşımız dışarıdan aleve müdahale ederken bir arkadaşımız ise otobüsün içine girdi ve dört kişiyi oradan yaralı olarak kurtardı. Bu durumda insanların kendi imkânlarıyla dışarı çıkması neredeyse imkânsız. Eğer birkaç dakika geç kalsak o dört kişiyi kurtaramayabilirdik. Durum ne olursa olsun soğukkanlılığımızı korumamız, panik olmamamız gerekiyor.

15 Temmuz gecesi toplam 16 vakamız bulunuyordu ve 16 vakaya da müdahale ettik. Hiçbir şekilde kendi can güvenliğimizi düşünmedik. Bize ihtiyaç olan hangi nokta varsa orada olmaya çalıştık. Bütün Ankara İtfaiyesi sabaha kadar çalıştı. İki personelimiz gazi oldu. Eğer hayati bir tehlike söz konusu ise kamu görevlilerinin tamamı görevi reddetme hakkına sahiptir. O gece biz bunu yapmadık. Bence böyle bir durumda Türkiye’nin neresinde olursa olsun hiçbir itfaiyeci bunu istemez.